İnternette defalarca gördüğüm bir konu olduğu ve kendini dindar sayan kimi gazeteci ve yazarlar da tepe tepe kullandığı için bilimle de alakası olan noktadan bu konuyu değerlendirmek istiyorum.

Evet istatistiklere göre batı ülkeleri tecavüzde ön sırada, evet İsveç’te ortalama, diğer Avrupa ülkelerinin de üzerinde. Şimdi, sorun ne? İstatistiksel olarak ve teorikte doğru görünen bu iddia, benim pratik hayatımdaki gözlemlerime hiç uymayınca, buu işin aslını merak edip araştırdım. Nasıl oluyor da İsveç’te bu kadar liberal yasalar olmasına, kadınlar diğer ülkelere göre daha çok haklara sahip olmalarına rağmen, ‘özgür kadınlar’, bu modern ülkede bu kadar tecavüze uğrayabiliyor?. “Diğer tüm ülkelere göre bu istatistikler neden bu kadar yüksek? Bunda küçük yaşlarda okullardaki cinsel eğitimin, dinsizlerin oranlarının yüksek olması ve dolayısı ile ahlaksızlığın diz boyu olması mı sebep acaba? Baskı altında tutulan toplumlarda cinsel suçlar daha çok olur iddiasında bulunanlar, İsveç örneğinde olduğu gibi yanılıyorlar mıydı?”

Cevap hiç biri değil çünkü İsveç’te tecavüz oranları diğer ülkelerden çok değil. ‘İstatistikler yalan mı söylüyor?’ Hayır, söylemiyor. İstatistikleri toplayıp raporları yayınlayanlar, genel rakamları her ülkenin yetkili birimlerinden alıp karşılaştırıyorlar ve öyle yayınlıyorlar, esasında bilimsel olarak yapılan hatalardan biri de orada başlıyor. Araştırınca gördüm ki, bir tecavüzün polis kayıtlarına girebilmesi için onlarca basamak var. Öncelikle, kurbanın bu cinsel suçu polise bildirebilme özgürlüğüne sahip olması gerekli. Kimi ülkelerde bir kadının bunu bildirmesi kendi ölümüne yol açmak da oluyor! ‘Kirlendiği’ için artık ‘temizlenmesi’ gerektiğine karar veren töreler, kadının susmasına ve cinsel suçu bildirmemesine sebep olabiliyor. Buna bir de erkek açısından bakalım: Tecavüze uğrayan kaç erkek rahat bir şekilde uğradığını her ülkede belirtebilir. Toplumsal baskıyı dikkate almadan, sonraki adıma geçmek mümkün mü? ‘Benim başıma gelse durmadan bildirirdim’ demek, başkasının başına gelince kolay.

Polise gidildiğinde, polisin olayı ciddiye alıp almayacağı da meçhul. Polis profesyonel mi davranacak, yoksa rencide mi edecek? Ya da durumdan istifade etmek isteyen kötü niyetli biri mi çıkacak? Ondan sonraki adımda savcılığın soruşturma açması ve araya hatırı sayılır kişilerin girip olayı örtbas etmemesi gerekiyor. Sonrasında mahkeme sürecinde hakimin kurbanın iddialarını iyi dinleyip, yasalardaki tanımlara uygun şekilde karar vermesi gerekiyor. Kimi zaman hakimler, nesnel olaya değil de, kurbanın sosyal hayatına bakarak değerlendirme yaparak, cinsel suça maruz kalanın bunu hakettiğini ima edecek kararlar da alabiliyor . Hadi diyelim yargı sistemi harika işliyor olsun. Buna rağmen ortada sorun var çünkü ülkelerin taciz ve tecavüz tanımı, daha genelinde cinsel suç tanımı ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Kimi ülkeler, çoğunluğu erkek olan saldırganların ‘tahrik’ edildiği noktadan başlayarak kadınn tecavüze teşvik ettiğini iddia edebiliyor. Sonrasında elbette zaman aşımı kavramı var. Kimi ülkelerde belirli bir sürede başvuru olmazsa gene davalar düşüyor. Anlayacağınız çok uzun ve meşakkatli bir yol, kurbanın gitmesi gereken yol.

İsveç gibi modern ülkeler, kurban bu yolda heba olmasın, gerekli yasal ve sosyal desteği alsın diye birçok önlem aldılar. Yani biri iddiada bulunduğu zaman, hor görülmeden, giyimine hayatına bakıp hakediyormuş demeden, bunu ima etmeden devlet ve yasal kurumları kurbanın yanında olurlar.Bunun üstüne, tecavüz suçunun tanımı da genişletildi ve dolayısıle istatistikler de diğer ülkelere göre şişkin! Mesela 2000li yıllarda yazılan makalade İsveç’teki oranın diğer avrupa ülkelerinden neden 3 kat fazla olduğu tane tane anlatılıyor . İsveç zaten Istatistik Kurumu ve Ulusal Suç Engelleme Kurulunda İsveç ve suçlar ile alakalı istatistikleri yüzyıllardır tutuyorlar. Ulusal Suç Engelleme Kurulu’nun sitesinde tecavüz vakaları çok detaylı bir şekilde, yaş, yakınlık, cinsiyet, mekana göre kategorize edilerek yıl yıl karşılaştırılıyor . Kurul ve bahsettiğim makale değişen tanımlarla, İsveç’te tecavüz diye bildirilen kayıtların arttığını anlatıyor. Mesela eskiden, sistem kurbanın ses çıkarmamasını, itiraz etmemesini cinsel ilişkiye onay olarak kabul ederken, şimdi iyi yönde değişen yasalarla, kurbanın pozitif ve açık onayı olmadan her türlü cinsel yakınlaşmayı artık tecavüz diye kategorize ediyor. Yani ‘ben yaparken itiraz etmedi, bağırmadı, ses çıkarmadı’ diye bazı başka ülkelerde kabul edilebilecek savunmalar artık İsveçte ve birçok batılı ülkede tecavüz suçlusu için bir kurtuluş reçetesi değil. Ya da ‘istemeseydi ikincisinde veya sonrasında gelmezdi’ diye savunmak da kurtuluş değil. Üstelik, kadının dolaştığı saate, mekana ve giysisine göre tecavüze davet ettiğini iddia edecek kimse olamaz İsveç gibi bir ülkede! Buna ek olarak gene Ulusal Suç Engelleme Kurulunun açıklamasına göre, bir kadın kocasının kendisine bir senedir tecavüz ettiğini beyan ederse, bu kayıtlara tek bir vak’a olarak değil 365 vak’a olarak giriyor.

İsveç, ayrıca, az önce bahsettiğim gibi, özellikle kadınların, her türlü mağduruyetlerini bildirmesi için kadınları cesaretlendiriyor. Dolayısı ile, sadece kayıtlı tecavüz vak’ası değil,rapor edenlerin oranı da diğer ülkelere göre çok.
Uzmanlar, işte bu saydığım sebepler yüzünden, bu konuda uluslararı istatistiksel olarak karşılaştırmanın çok büyük hatalı çıkarımlara sebep olacağını senelerdir anlatıyorlar. İsveç gibi esasında tecavüz oranı çok düşük bir ülke, kaydını düzgün tutmayan ülkelerden daha tehlikeliymiş gibi görünebiliyor. Bunu bilerek ya da bilmeyerek daha fazla tıklanma ve okunma isteyen internet siteleri, bazı insanlar ve gazeteler köpürterek yanlış algıların oluşmasına sebep oluyorlar. Bu en basitinden elmalarla armutları karıştırmak oluyor. Mesela daha bu seneye kadar Bangladeşte tecavüzü bildiren kişiye gerçekten cinsel birleşme olup olmadığının belirlenmesi için ‘iki parmaklı test’ yapılıyordu. E kaç kişi yaşadığı o travmadan sonra ‘iki parmaklı test’ in de olduğu tecrübeyi yaşamak ister?.

Sosyal medyada ya da köşe yazılarında bu istatistikleri paylaşıp, esasında olayı çarpıtıp, dini gerekçeleri öne sürerek batıyı kötüleyenler ise, Avrupadaki ırkçı gruplarla aynı safta olduklarının farkındalar mı merak ediyorum. Avrupadaki sağcılar da bu değişen tanımlarla da artan istatistiksel verileri baz alıp, ortadoğudan göç edenlerin taciz ve tecavüz rakamlarını arttırdıklarını iddia ederek, bayağı taraftar topluyorlar. İnternette basit bir arama ile, onlarca haber, yazı bulabilirsiniz. Hazin olan tarafı da, iki taraf da yanlış verilerle, yanliş bilgilerle benzer sonuçlara ulaşıp farklı amaçlar için kullanmaya çalışıyorlar. Her iki taraf da, öteki tarafı kötülemek için aynı çarpık verileri kullanıyor. Birbirlerinin düşünce sistematiklerinin bu kadar ikiz olması sadece rastlantı mıdır?

Kendi yaşadıkları coğrafyada istatistiklerin olmamasını ya da düzgün tutulmamasını dert etmek yerine, o olmayan istatistiklerle o suçların işlenmediğini sanmak, güneşi balçıkla sıvamak değilse nedir? Kendi yaşadıkları ülkelerde örtbas edilen suçlara odaklanmak yerine batının daha kötü olduğunu göstermeye çalışmak çok garip! #metoo hareketinin sadece laik ve liberal çevrede çatırdamalar yaratacağını sanan bir cehalet de var. Henüz o hareket Türkiyede hiç ortaya çıkmadı, çıkarsa, hiç olmadık yerlerden sesler çıkarabilir. Öteki ülkelerdeki tecrübeler gösterdi ki, hiç ummadığınız kurumlarda hiç beklemediğiniz insanların neler yaptıkları ortaya dökülebilir. Yaşlı erkekler evlenecek kadın bulamıyor diye, dul kadınların maaşının kesilmesinin gerekliğinin en üst ağızlarla dile getirildiği bir ülkede, kadının iş ve siyaset alanında en aktif katılabildiği ülkelerin başında gelen İsveç’i, hele hele kadın hakları konusunda kötülemek, ortadoğu ülkelerinin gerisinde görmek, eğer istatistik bilimi açısından kara cehaletten değilse, çok büyük ard niyettendir. Hadi ard niyeti geçtim: Batı beterin beteri olsun, senin ülkende kadınlar tacize, tecavüze uğramasın; kadınlar katledilmesin, suçlular affedilmesin, yeter ki! Sen onun için ne yapıyorsun batıyı kötülemek dışında?
İsveç’e tekrar dönüp konuyu bitireyim: İstanbuldan İsveç’e geldiğimde, gecenin bir yarısı arkadaşının evinden veya öğrenci partisinden eve yürüyerek giden kadınları görünce cidden ilk başlarda şaşırmıştım. O kadar rahat olmaları, çekinmemeleri, başlarına birşey geleceğinden korkmamaları, hatta görünce selam verip yürümeleri ve bu ‘cüret’lerini anlamak çok zamanımı almadı. Çünkü İsveç sadece bağıra çağıra grup halinde dolaşan genç erkeklerin rahat rahat gezebildikleri bir ülke değil. Çünkü İsveç’te kadınlar istedikleri zaman istedikleri şekilde, hiçbir korkuya kapılmadan ve özgür şekilde eve dönebilirler. Tüm istatistikler bir yana, uygar ülke olmanın şartlarından biri, gecenin bir yarısı, büyük küçük, kadın erkek herkesin eve giderken ‘başıma birşey gelir’ diye düşünmeden gece geç saatlerde dolaşabilme özgürlüğüdür. O özgürlük keşke her ülkede nasip olsa!

Post Navigation