Hadi itiraf edeyim, çok beğenmediğim veya sadece bir kısmını beğendiğim için beğen tuşuna bastığım şarkılar oldu internette,  ancak böyle altına basa basa yorum yaptığım, üstüne severek yazı yazdığım çok olmadı.  Bu saatten sonra benden bir Naim Dilmener çıkamayacağına göre, dürüst olmanın zararı yok.

Tuna Kremitçi kendini de tiye alıp ’yaza damga vurmayacak’ şarkılar diye facebook sayfasından ’arkadaşlar’ı ile söylediği şarkılarını paylaşıyor.

Birkaç şarkıyı dinledikten sonra üzerine yorum yazısı yazmak istedim, ancak bu işin çok zor olduğunu fark etmek çok vaktimi almadı.  Hani birçok sanatçının esasında 2 parçası için alınırdı ya kasetler eskiden. Bir iki hareketli, bir iki slow tutarsa, 13,15 parça arasından, çok başarılı olmak için yeterdi. Ben de, hızlı hızlı parçaları dinlerken, sadece beğeneceğim birkaç parçadan bahsedip, kısa kesecektim ama maalesef haftalarımı aldı bu yazıyı yazabilmek.

Sebebine gelince: Burada yazmaktan para kazanan, herhangi bir yere birşey yetiştirmek zorunda olan biri değilim. İstersem yazarım, istemezsem yazmam. Konsere gittiği zaman da, şarkıları kaydeden falan biri de değilim; mesela ilginç bir hayvan, bir bitki, bir doğa olayı gördüğümde ilk aklıma gelen kaydetmek değil; izlemek, dinlemek, gözlemlemek ve anın tadına varmak olur. O yüzden keyif aldığım birçok olayın, tanıdığım birçok insanın kaydı dijital olarak yoktur bende. Bu bir tercih meselesi.

Bu karakterde biri olarak şarkıları dinlemeye başlayınca zorlasam da, birşey yazamamaya başladım. O kadar keyif alıyordum ki: ’Ammaan boşver yazmayı, al bi demli çay, dinle’ diyordum.

Hayatında şarap içmemiş biri olarak şarap gibi tabirini kullanmak nasıl inandırıcı  gelir bilemem, ama anladığınız üzere,  Nusaybin’in kaçak çay ekölünden iyice harmanlanmış biri olarak, seylan çayı gibi bekledikçe, dinledikçe tadı daha da güzelleşen şarkıları var Tuna Kiremitçinin.

Şöyle bir düşünün : şarkı sözlerinde Afrika,  Nükleer, Patlamak, Güler misin, ağlar mısın gibi riskler kelimeler içerip sırıtmadan aşk şarkısı yazabilecek kaç müzisyen biliyoruz?

Öyle böyle değil, şaka maka da değil, günlerdir bu şarkılara kilitlendim. Öyle her kasete kilitlenen, her kasetten böyle bahseden biri de değilim, küçükken, Kevin Hakko die Hollandalı şarkıcı diyerek sınıf arkadaşlarıma bahsedip, gizli gizli dinlediğim Ciwan Haco’nun ‎– Nisêbîna Rengîn – Çaw Bella kaseti idi kilitlendiğim. Hele hele   ’Nisebîna rengîn Bû hewar û qerîn mı go bra go çı…’  parçasını dinlerken, kendimden geçerdim. Ondan sonra Ahmet Kaya’nın ’Şarkılarım Dağlara’ kaseti gelir. Martılar, dağlar, cinayet saati , biner biner ölürüz, vay canım diye diye kaseti sarar sarar tekrar dinlerdim. En son bir kasete daha böyle kilitlenmiştim. 1999 civarı olmalı, Metin & Kemal Kahramanın Ferfecir kaseti idi. Aşıktım, gurbette idim, İstanbulda ilk senemdi, yurtta solcu arkadaşların odasında idim ve  onun avantajı ile ortak kullanıma ait bir kasetçalar vardı, walkman alacak param yoktu, kimse yokken, kaset biterdi öteki tarafı çevirirdim,  o taraf  biterdi öteki tarafı çevirirdim.

Bu üç kasetten sonra, bir daha bir kasete kilitlenebileceğimi falan zannetmiyordum. Çoğu parçasını sevdiğim kasetler, albümler oldu ama şarkısını atlamadan dinlediğim albüm o günden sonra olmadı.Sebebini ben de tam olarak bilmiyorum: belki ben değiştim, belki artık şarkıların üzerinden atlamak bir tık kadar kolay olduğu için, belki de yeni şarkılar pek sarmadı, sonuç olarak hep atladım, hep bir kaç parça seçtim listeme, gerisini dinlemedim, dinleyemedim.  Kimi tanıdık, bilindik sanatçılarda çok zorladığım halde dinleyemedim. (en yakın gelen Müslüm Gürses’in Sandık albümü oldu). Bir de, Kitaro’nun albümleri var ama o ayrı bir evrenden gelen bir sanatçı olduğu için haksız bir rekabe olur onu buraya katmak.

Tuna Kremitçi usta bir anlatıcı ve meğer bu kadar iyi anlatıcı olabilmesinin sebebi, ilk aşkının müzik olması imiş.  Kendisini kasmadan,  ille de çok satacağım, çok dinleneceğim demeden ’ben  sadece kaliteli ve sevdiğim müziği, sevdiğim insanlarla istediğim gibi söylüyorum’ havası  ile şarkılarını yazmış, arkadaşlarını seçmiş, beraber söylemiş ve sanki bizim oturma odasında kliplerini çekmiş. Bu hava, tüm şarkıların damarında var.

İlk defa ama ilk defa bunca seneden sonra, bir kasetteki tüm parçaları tek tek dinlerken keyif aldım ve her dinlediğimde daha da keyif aldım, düşünün 16 seneden sonra, yeni bir kaset ile, gene kasetin tamamına dalabiliyormuşum meğer, hele hele Yıldız Tilbe’den  ’yine sevebilirim hayatı, bitti derken…’ nakaratını dinlerken, ’gene tüm kaseti dinleyebiliyorum’ diye içten içe seviniyordum.

Gonca Vuslateri, komple bir sanatçı olduğunu, sesinin güzelliği ve sesini kullanma kabilitiyeti ile gösteriyor. Arkadaşı Gonca Vuslateri ile söylediği parçada, hayata, kadere isyan varken, o kadar güzel ki melodi ve sözler, keşke Müslüm Gürses hayatta olsa,  bu ikiliye katılsa diyor insan.

Gülayla tekrar aşık olası geliyor insanın.  O ne sözler ’Zalime alim olsan ne fayda, bir damla yoksa aşktan kendi ruhunda’..Off off.. bir insan ermiş olmuş da, dünyanın, aşkın kimyasını çözmüş, kendini aşmış da, yazıyor da söylüyor gibi, hele oradaki üflemeli çalgı, Gülay’ın eşlik eden sesi..

Bir bebek ilk defa yağmur görünce saklanmaz, merak eder, altında keyif almaya çalışır, birden aklıma o sahne geldi, ’Sen yağmuru çok seven küçücük şey..kendine geç kalan bir kadın..’ sözlerini dinlediğimde Sena Şener ile.. Bu şarkıları söylemeseydiniz de, sürerdi hayat be “arkadaşlar”, ama bu kadar keyif alamazdım müzikten şimdiki kadar.

Memleketim Mardin’ de güvercinler meşhurdur, Normalde, bir şarkıda değişik ülkelerden şehir ismi olursa, riskli bir durum oluşabilir, dinleyici o bahsedilen yerlere karşı kendini yabancılaşmış hissedebilir. Bir aşk parçasında, nerden esti, nerden geldi Tanzanyalı bir güvercinden bahsetmek, bilemiyorum ama insan sanki bahsedilen Tanzanya değil de, İstanbul’un Kanarya semtindeki  Karanfil sokağı falan zannediyor. Bir de üstüne, meydan okuyor Pamela ile, gel kaçma diyor, Fikrimdeki ince gül sensin, At kendini gözlerimden..’ diyor..”korkma” diyor…

Jehan Babur ile söyledikleri şarkıda  o ne mimiklerdir, ne tavırlardır yarabbim, bu şarkı yüzünden Jehan Babur’u daha fazla dinleyesim geldi. Hani o söylerken, insanın o şirinlikle makas alası da geliyor. Az kaldı ekrana makas almaya yanaşmıştım.

Fazla düşünme, gel aşkı yaşayalım, hata da olsa beraber yapalım diyor arkadaşı Gülçin Ergül’le. Bir hata böyle anlatılırsa, yapası geliyor insanın.

Severek ayrılanlar meselesini, insanların birbirini  gururdan dolayı yormasını ve ayrılmasını öyle bir anlatmış ki Tuna Kiremitçi  Öykü Gülman’la, yürekteki o suyu dahi sızlatan sızıyı hissetmemek mümkün değil.

Özge Fışkın ile ’Bir yürek var şuramda, her zaman sana ait’ dediği zaman, ile eski aşkı aklına gelmeyen, o günlere dalmayan var mıdır bilemem. Evet, bunlar bu satırları okuyorsan, aklıma sen geldin.

Özetle, karma sanatçılarla albüm yapmak zordur. Farklı sanatçılarla çalışmak, o sanatçılara uygun parçalar seçmek zordur. Bu zor meseleyi öyle itina ile başarmış ki Tuna Kiremitçi, insanın hayran kalmaması mümkün değil.

Dinlerken,  Yeni Türkü, Düşler Sokağı, Nejat Yavaşoğulları, Fikret Kızılok , Bülent Ortaç,Efkan Şeşen, Sezen Aksu  ve Leonard Cohen hep beraber oturmuş da, Tuna Kiremitçiye kaset yapalım demişler falan sanıyor insan.

Evet yaza damga vurmayan parçaları var arkadaşları ile Tuna Kiremitçinin. İyi ki de, sadece yaza damga vuran değil de böyle parçalar yapmış, birçoğu yazdan sonra dinlenemeyecek parçalar yerine, yazlarca, senelerde dinlenebilecek parçalar yapmış. Tuna Kremitçi biraz gırgır geçse de, bence aşırı efendi, aşırı alttan alıyor sanki. 3,4 ayda 50 Milyondan fazla youtube da dinlenmiş parçalar varken, başka nasıl insan damga vurabilir ki yaza?

Var mı daha güzel olabilecek şey: Böyle Tuna Kiremitçi bu kadar güzel şarkılara, projeye, arkadaşlara ve sese sahip olmasına rağmen, kimbilir belki de, arkadaşlarının sesini fazla bastırmamak için de olsa gerek, azıcık ürkerek şarkı söylüyor gibi geldi.  Ondan böyle daha önde olduğu, belki daha sert rock parçaları dinlesem mi diyorum mesela.  Pamela ile söylediği şarkıdaki  gibi. Kimi zaman da, Leonard Cohenin tarzı gibi, pek üst perdelere çıkmadan, sert rock söylemeden devam etsin, kimbilir, Tuna da onun  gibi kendi tarzını sürdürür ve hepimize kabul ettirir diye de düşünmedim değil.

Bitirirken: Sadece sevdikleriyle değil, dinledikleri ile de bakar insan hayata. Tuna Kiremitçi şarkıları ile onun penceresinden dünyaya bakmamızı sağlayan bir albüm yapmış.

Tuna Kremitçi bence sadece şarkı sözü yazmıyor, bildiğiniz kısa öykü yazıyor, ve o öyküleri öyle bir anlatıyor ki, tekrar tekrar babasının anlattığı masalı dinlemek isteyen ufak çocuklar gibi defalarca dinlemek istiyor insan. Kaçıncı defa olması önemli değil, defalarca yalnızlık rüzgarını, sevda masalını dinlemek istiyor insan.

Öyle cümleleri var ki şarkılarda, her farklı dinlemede, farklı cümlelere, ifadelere takılıyor, alıyor insan.

Gelecek albümdeki ’arkadaşları’  kim olur, solo birşey  mi yapar bilemem ama bu kaset ile seviyeyi o kadar yüksek tuttu ki, nasıl devam ettirecek merak ediyor insan. Bu kadar başarılı kaset yapmasına şaşırdım, ama bir daha şaşırtırsa  kimse şaşırmaz sanki. Tuna ‘bana arkadaşını söyle ..’ misali bu albümü ile esasında kim olduğunu gösterdi.

 

Post Navigation