Nefret Kültürü

En son Dodan ve Şener Şen meselesinde ortaya çıktı.

Bazıları buna had bildirmek diyor, bazıları da linç kültürü.

Belki hepsi de doğru, ama bence esas olan nefret kültürü. Nefret ettikleri o kadar çok şey var ki.

Öncelikle kendlerinden nefret ediyorlar. Kendi başarısızlıklarından, bir baltaya sap olamamalarından, hayallerine ulaşamamalarından. Aynaya baktıklarında bir örümcek görüyorlar, rüyalarına karabasanlar giriyor. Başkaları birşey yaptıkça, başarılı oldukça, az daha tanındıkça, hatırlandıkça nefretleri kat be kat artıyor kendlerinden. Kendileri ne kadar uğraşırlarla uğraşsınlar bir adım ileri gidemiyorlar, başarılı olamıyorlar ve onları hatırlayan takan yok!.

Kimi zaman plazalarda bu kendilerinden nefret edenler, boğaza karşı rakı içenler..

Kimi zaman ücra şehirlerde kasabalarda, köylerinde. Mekan fark etmiyor. Mesela mekanda değil, kendilerinde zira!.

Başkaları da onlar gibi debelensin, birşey olamasın istiyorlar. Bunun tersi oldukça da nefret ediyorlar kendilerinden.

Kendilerinden nefret etmelerine sebep olduğunu düşündüklerinden, başarılı, projeler geliştiren, tanınan, hatırlanan kişilerden de nefret ediyorlar. Bu nefretlerini de öyle her yerde gösteremiyorlar. Kimi zaman iğneli bir lafla dokundurmaya çalışıyorlar, kimi zaman bıyık altı gülerek iltifatlarında gizliyorlar nefretlerini. Kimi zaman kod isimle twitter da kusuyorlar, kimi zaman da süslü ideolojik kalıplarla cila sürüyorlar nefretlerinin üzerine.

Tek bildikleri şey var: Nefret etmek. O nefret doğrultusunda herkese had bildirme, herkesi linç etme hakkını kendilerine görüyorlar.

Hayatında 3 dakikalık video çekimini doğru dürüst yapamamış adamlar, Şener Şene had bildiriyorlar. O Şener Şen ki ABD de olsa Oscar alması doğal sayılabilecek bir oyuncudur!. 20 küsür senelik Dodan’dan bi haber, onun neler çektiğini, mücadelesini, Kürt müziğine ve müziğe katkısını bilmeyenler, ‘neden yarışmaya katıldı’ diyorlar.

Sanki sistemi kuran onlar, sanki sisteme destek olan onlarmış gibi.

Kaliteli insanlardan nefret ediyorlar. Kibar olunarak da  tavır konulabileceğini görmek istemiyorlar. Şener Şen mesela, barışa katkısı olma temennisi ile ödülü kabul etti. Toplumsal Barış dedi Erdoğan’ın gözlerinin içine bakarak. Şakşakçılar tetikte beklerken, ona haddini bildirmek için bekleyen pusuda iken, hiçbirine prim vermedi, asaleti ile, adabı ile, lafı gediğine soktu. Seçtiği kelimelerle, vurgusu ile, çok hazırlıklı geldiği, incelikli düşündüğü ortada idi. Gülümsemedi, yavşamadı, sevinçli de değildi, iltifatlar etmedi kimseye!.

Dodan mesela!. Geldi suratımıza bir tokat attı performansı ile!. ’Bunca senedir varım, siz beni bilmiyorsunuz, işte juri yaptığınız adamlardan daha güçlü sesimile birikimle varım ’ dedi. ’Siz nerdesiniz’ dedi. ‘Bu müzik sektörü nasıl bir sektör’ dedirtti bize. Bir çığlık atti ki, herkese duyurdu. Elbette burada soruşturulması gereken şeyler de var. ‘Bir Kürt sanatçı neden Kürdüm diyemedi diye bir sorsak ve nefretimizi ona yöneltmek yerine, bu coğrafya nasıl da böyle Kürtleri baskı altına soktu desek’ daha doğru olmaz mıydı?

Nefret en temel duygu oldu bu coğrafyada! Nefretle beslenenler, nefretle uyuyanlar, nefretle kalkanlar.  Siz ne yaparsanız yapın, onlar nefret edecek, kulpunu takacak şey bulurlar. Bırakalım onlar nefretlerinde debelene dursunlar..Biz üretmeye ve üretenlere saygı duymaya devam edelim.

İyi ki varsınız ve uzun ve sağlıklı yaşayın Dodan ve Şener Şen!

 

Post Navigation