Ben Nusaybinliyim,

Hani şu anda senin televizyonda ‘bölücü terörle mücadele için’ sokağa çıkma yasağı ilan edildi diye belki duyduğun, büyük ihtimalle hiç görmediğin, hiç gitmediğin, ve hayatın boyunca da gitmeyeceğin ve hatta hiç umursamadığın yerdenim.

Hani adını da pek bilmezsin, önemsemezsin de, sen devletin şanlı askerleri ülkenin bekaası için ‘ora’da operasyon yapıyor diye bilirsin ya, işte senin ‘ora’ diye geçiştirdiğin yerdenim ben.

O ‘ora’, benim ilk aşık olduğum yerdir. Aşıktım ‘ora’lı birine ve ‘ora’daki evlerde insanlar damlarda bahçelerde uyurdu, ben her gece ‘ora’da, yıldızlara bakıp bakıp sevdiğimi düşünürdüm. Utanırdım, çekinirdim ona direkt demeye, yıldızlar üzerinden ona mesajlar gönderirdim. Biliyorum çocukçaydı ama ‘ora’daydı.Yıllar sonra anladım ki, benim mesajlarım tek taraflı gidiyor sanırken meğer o da ‘ora’da yıldızlarla bana mesaj gönderirmiş.

Yani, ‘Ora’sı birbirini sevenlerin yıldızlarla iletişim kurduğu yerdir benim için.

‘Ora’sı benim için yıldızların dünyaya en yakın olduğu yerdi, halen de öyle. Dünyanın tüm bilim adamları aksini iddia etse de umurumda değil, gel istersen ölçebiliyorsan sen ölç derim sana, yıldızlara giden en kısa yol ‘ora’dandır. Orada yıldızları, göğe bakarak uyumadan önce görmek için giderim her yaz, dünyanın neresinde olursam olayım.

O ‘ora’, babaannemin tatlıcı çocuklardan tatlı aldığı zamanlara yetişebilmek için sabah erkenden kalktığım, fırından yeni çıkmış tatlıları yediğim yerdir.

Sen bilmezsin belki, ama ‘ora’da insanlar yaşar. Mesela babannem oradadır benim, görme yeteneğini neredeyse bütünüyle bitirmiş dedem de. Kuzenlerim de oradadır, amcalarım da, halalarım da. Mahallede top oynadığım çocukluk arkadaşlarımdan ‘ora’da kalanlar da, mahalledeki bakkalın sahibi Mahmut Amca da, Medeni Abi de. Namazında niyazında Davut Amca da oradadır, mahallenin eski sakinlerinden Nure teyze de.

Bu dünyadan göçüp giden büyüklerimin mezarları da orada. Adı ‘’Huseyne Neseb’e (Nesebin Huseyini) diye alan dedemin annesinin mezarı da orada, memleket hasretiyle, dönme planları yaparken aniden beyin kanaması ile birkaç sene önce 40lı yaşlarda ölen babamın ufak dayısı Hacı Muratın mezarı da. Çocukluğumun en tatlı anılarını, gençliğimin en güzel sohbetlerini yaptığım halen düşündükçe ağladığım eniştemin, ama bana amcam, babam gibi yakın bildiğim Hüseyin Amcamın mezarı da.

Halen durur küçükken mevyesini yediğim bazı ağaçlar. İlk mevyeleri dalından ‘ora’da yedim ben. Üzümün tadına, cevizin tadına orada vardım, ‘ora’da tarlada karpuz kestim, kelek ile kavunun farkını orada öğrendim ben.

İlk kebabı orada Sere Ave (beyazsu) nehri kıyısında yedim, ilk yüzme denemelerimi orada Çağ Çağ barajında yaptım.

Sen belki Leyle Mecnunu duydun önce, veya Romeo ve Julieti, bense Cizrede mezarlarını ziyaret ettiğim Mem U Zin destanı ile büyüdüm , en derin ve kavuşulmaz aşkların hikayesini, aşıkların mezarlarını, adım gibi, oralarda öğrendim ben.

Yani nasıl desem, şu anda ‘ora’ da olmasam da, çocukluğum, köklerim değil asıl beni ben yapan herşey ‘ora’da benim. Oralarda çıkma yasağı ilan edilen sokakların her bir santimetresine çocukluğum, gençliğim sinmiş benim. Yüreğim halen ‘ora’da, kalbim ‘ora’lar için atıyor benim.

‘Ora’da insanlar geceleri uyuyamıyorlar, silah seslerinden. Bebekler, çocuklar, yaşlılar, hastalar, tüm herkes, her an tetikte. Balon patlasa kaçacak sen, silah seslerini, evleri hedef alan kurşunları düşün bi. Polis arabası görünce ‘acaba ne oldu burada’ diye mahallende merak eden sen, tankların girdiği sokakları bir hayal et.

‘Ora’da sokaklara çıkanların kurşunlara hedef olduğunu, ‘ora’lıların, doktora, hastahayene gidemedini ekmek alamadığını düşün bir. Hadi bırak yaşamayı ‘ora’larda ölülerini dahi gömemediğini, küçük kızını soğutucularda tutmak zorunda kaldığını bir hayal et.

Sen, rahatını boz demiyorum, istediğin partiye de git, diskoya da git, gez eğlen keyfince. Senden bu saaten sonra bir talebim falan yok, inan, takadim de kalmadı anlatmaya, dilimde tüy bitti, mecalim yok dinlemek ve anlamak istemeyene birşey anlatmaya. 1000 yıldır anlamadığını bir yazı ile anlamanı beklemiyorum senden. Ufak bir isteğim var, ufacık birşey: gel bi anlaşalım, hiç gitmediğin, sokaklarında insanları öldürülürken umursamadığın ‘ora’dakilere artık kardeşim deme olur mu?

Kardeşin veya abin olsaydı ‘ora’dakiler, fizandaki gibi sağır, kaf dağının ardındalarmış gibi umursamaz olmazdın, değil mi?

Sen her neredeysen ol, ne yapıyorsan yap, yeter ki ağzında sakız gibi çiğnediğin lafı, ha bir de kapıcından, bakkalından komşundan örnekler de vererek bir daha yüzüme bakıp kullanma olur mu?

‘Ora’lıları ‘Gora’lılar dahi kadar önemsememen, ‘Ora’larda ‘şehirlere bombalar yağarken’, sevdiklerim ölme tehlikesinde iken, cesetler çıplak teşhir edilirken, polis aracına bağlanıp sokaklarde gezdirilirken, bunu umursamaman ve hatta alkışlaman ve sonra da ‘kardeş’ demen küfür gibi geliyor artık.

Ya anlamını öğren, anlamına göre davran, ya da artık kullanma,  ne olursun.

O içini boşalttığın kardeş lafı ‘ora’da atılan kurşunlar kadar tahribat yaratıyor yüreğimizde artık.

Susmazsın biliyorum, ille de konuşacaksın, ama ne olursun, istersen küfür et, ama bana kardeş deme artık.

Post Navigation