Belki paylaşmak istersin
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
hakan-akcura-cizre

“Duhân-ı Mübîn”, Hakan Akçura / tuval üzerine akrilik, sprey boya ve sabitlenmiş ham boya pigmentleri / Ekim – Kasım 2016 / Halil Savda’nın sanatçının isteği üzerine çektiği fotograf eşliğinde. (Sağda) Cizre, Bostancı ve Narin sokakları genel görünümü. Foto: Halil Savda, Kasım 2016 (Solda)

Atölyesini ziyaret edebilme şansına erişiyorum yazdan sonra.  Yağlı boyalar, sahaftan tane tane topladığı düzenlenmiş veya düzenlenmeyi bekleyen kitaplar, ansiklopediler, eski haritalar, aile albümleri, doğa resimleri.

Yüzüme bakıyor, neye baktığıma bakıyor, atölyenin bir ucundan öteki ucuna gidip gelmeme bakıyor. Kapıdan girip öte taraftaki pencereden dışarıdaki ağaçlara baktığıma bakıyor. Ben de kendi kendime: ’Neden beni böyle gözlemliyor’ diye düşünüyorum. Bir yandan da, hani tek gözünüzü kapatırsınız, görürsünüz ama birşey eksik gibi ama ne? Hem tam hem eksik görüyormuş gibi bir his içindeyim. Atöltenin girişten sol tarafa baktığım kısmı aydınlık, ferah, oraya bakıyorum; o kadar bakılacak birşey olmasa da o tarafta. Ama o sağ taraf, ön tarafta kitaplıklara bakıyorum ama o sağ tarafın sonrası benim için yok!

Sesleniyor bana: ‘Neden sağına bakmıyorsun’. ’Bilmem’ diyorum.’ Baksana’ diyor..Bakıyorum ama bakmak istemeyerek, yahu insan  daha önce bakmadığı yere neden bakmak istemeyerek bakar ki? Birşey acıtıyor içimi, tanımlayamıyorum, ifade edemiyorum, anlayamıyorum ama acıyor işte.Henüz bitmemiş eser ama resme bakarken içim cız ediyor. ’Biliyordum bakamayacağını’ diyor. O öyle derken ben ’içim acıyor’ diyemeyecek içim kadar acıyordu ki, o yüzden hiçbirşey diyemiyordum. Susarak baktım suratına, hem merakla, hem acıyla, hem dudağımın iç tarafını ısırarak.

Ağzından ’Cizre, bodrum’ çıkar çıkmaz acım daha da artıyor, anlıyorum ciğerime neden buz bir metal saplanmış gibi hissettiğimi. Çoluk çocuk onlarca insanın, yaralı, aç bilaç beklemelerine, ambulans çağrılarına, günlerce süren yakarışlarına rağmen, devletin oraya kimseyi sokmamasını, oraları koruyoruz diyenlerin, koruyamamasını geçiriyorum gözlerimin önünden. Mem u Zin mezarı geliyor aklıma ziyaret ettiğim, sonra da filmi…En sonunda da ’Bodrumda aşk başkadır’ diyen futbol takımını düşünüp nasıl da sinirlendiğim gelior aklıma, acım birden hırsa dönüyor!.

Şu anda İstanbulda sergilenen bu eseri ile, Cizredeki Kıyameti anlatıyor Hakan Akçura. Zalim, belki gözlemcileri sokmayarak, cesetleri molozlarla taşıyarak izleri sileceğini sandı  ama işte benim hafızamdaki, beni acıtan bu  korkunç olay, bu eserle zalimin zulmünü ölümsüzleştirdi.

Hakan Akçura Kıyam-et temalı sergide Halil Sevda’nın Cizrede çektiği fotoğraflardan yaptığı kolajla katılıyor sergiye. Esasında kolaj olmadan, tek bir fotoğraftaki eser dahi kıyametin kopmasına yeterli iken, kolajlık ’malzeme’ yaratıyor zalim!. Ve ancak öyle usta bir sanatçı bunu ‘bakılamaz’ bir esere çevirebilirdi.

Kutsal Kitaplar, kıyametin ufak ve büyük alametlerini sıralıyorlar.  Hergün kıyama duran milyonların olduğu bir ülkede ve dünyada, Cizredeki bodrumda günlerce yakarmalarına rağmen canlarına kıyılan, etleri yakılan, kemikleri molozlarla taşınan insanların olduğu olaydan sonra, kıyamet kopmuyorsa,  sahi ne zaman kopar?

Zalimi de zulmü ne dünyada ne ahirette unutturma Allah’ım.

Bakmak istemediysem de, görmek istemediysem de

Şahidim Allah’ım, Şahidim Allah’ım, Şahidim Allah’ım

Referans:

“Duhân-ı Mübîn”, Hakan Akçura / tuval üzerine akrilik, sprey boya ve sabitlenmiş ham boya pigmentleri / Ekim – Kasım 2016 / Halil Savda’nın sanatçının isteği üzerine çektiği fotograf eşliğinde. (Sağda)

Cizre, Bostancı ve Narin sokakları genel görünümü.
Foto: Halil Savda, Kasım 2016 (Solda)

Post Navigation