Eskiden bilerek kusur işlemiş bazı arkadaşlarım, tanıdıklarım var. Araya zaman girince bazı başka arkadaşlar: ‘Geçmişe takılma, araya çok zaman geçti, boşver, barışın’ falan diyor.

Düşündüm, acaba zamanla affetmek doğru mu diye.

Neden affeder insan? Karşı taraf af dilediği için değil mi? Zamana yayılan kızgınlık ve kırgınlık af dilemek midir?

Karşı tarafı, sırf bayram seyran geldi araya seneler girdi diye affetmek, hem kendimize hem de karşı tarafa bir iyilik midir yoksa bilmeden işlediğimiz kötülük müdür?

İnsan ilişkileri inişli çıkışlıdır. Her zaman yüklselen bir trend göstermesi beklenilemez. Sorunalr olması, güzel anların olması kadar doğal Esas olan sorunların düzgün şekilde çözülüp tekrarlanmaması için uğraşmak.

Bir tanıdığım var mesela, her zaman her kusur işleyen tanıdığını ve akrabasını affeder, sanki onlar hiç kusur işlememişler, hiç kazık atmamışlar gibi dostuluğunu devam ettirir. Çünkü ‘eski’ gelenekten gelmektedir, çevresine ve dostlarına değer verir, çünkü eskinin tabiri ile ‘beyefendi’ biridir.

Bu tanıdığım, beyfendidir ancak esasında ilişkilerini düzgün yürütebilen biri değildir ve kimse tarafından da pek de dikkate alınmaz, o alındığını sansa da. Sebebi çok basit aslında: karşı taraf kusur işlediğinde, araya sadece zaman geçti diye affederseniz, hem ilişkinizin yalama olmasına sebep olursunuz hem de karşı tarafın kendini geliştirmesine, olgunlaşmasına engel olursunuz.

Bana kazık atan, yamuk atanlarla da aynı sebeple arada selamlaşsam da dostluğu sürdürmem. Yok efendim de ‘ya zaten senle konuşması kusurunu anladığı manasına gelir’ ya da ‘falanca gün sana selam göndermişti ya, yeter yahu’ gibi saçmalıklara karnım tok!

Karşı taraf, adam gibi özür dileyecek, af dileyecek. Dilemek yetmez, hangi kusuru işledğini, ‘amasız, gerekçesiz’ tane tane anlatacak, o da yetmez, bir daha bu kusuru nasıl işlemeyeceğine dair söz verecek, o dahi yetmez, bu kusuru işlememek için nelere dikkat edeceğini tane tane ikna edecek. İkna etmeye çalışacak, kibar olacak, üzüntüsü belli olacak. ‘işte özür diledim ya, yeter’ modunda olmayacak. Gerekirse saatlerce dil dökecek! Günlerde dilediği affın kabul edilmesini aynı nezakette bekleyecek!

Karşı taraf özeleştirisini samimi olarak yapacak.

Affı kabul edebilirim, kabul etmeyebilirim, o benim bileceğim iş, ona karışma hakkın yok, önce sen üzerine düşeni yap, gerisini unut!.

Bunlar olmadığı zaman, aynı kişinin aynı aptallıkları yapması kaçınılmaz olacak.

Bunun aynısı aslında toplumsal olaylar için de geçerli. Mesela ‘Ammaaan 20 sene, 100 sene önce olmuş, hadi geleceğe bakalım’ diyerek bir kıyımı unutmaya veya önemsizleştirmeye çalışmak, ‘tamam oldu ama sizinkiler de x idi, y idi’ diyerek zeytin yağlılıklar olmaz.

Sadece araya uuzn sene girdi diye af edilmeisni sağlarsak, insanların ve devletlerin yargılanmasını, sorumluların cezalandırılmasını sağlamazsak, toplumsal hafızamızda bunun cezalandırılmayacak birşey olduğuna dair kodlarsak, aynı felaketleri aynı umarsızlıklarla tekrar yaşarız, tekrar yaşatırız.

O yüzden, her katliamda, her faciada sorumlular cezalandırılmalı, gerekirse bu katliamlar, facialar uygun eğitim kitaplarına girmeli, tartışılmalı, olayların hatırlanması için müzeler kurulmalı, sanatçıların eserlerinde kullanabilmeleri için teşvikler olmalı, sergiler organize edilmeli.

Basit bir örnek vererek ne demek istediğimi somutlandırmak istiyorum:,

Soma Faciası oldu, ressemlar, heykeltraşlar, sanatçılar için bir sergi haftası yapılarak bunların toplumsal hafızaya girmesi sağlanmalı. Müzesi kurulmalı, katledilenlerin adları soyadları, fotoğrafları hayatları sergilenmeli, yaşadıkları da kömürler altında yokluğa mahkum edilmemeli.

Soma faciası, iş güvenliği kitaplarında yer almalı, nelerin eksik olduğuna dair detaylandırılmalar uzmanların yorumları ile yer almalı.

Bu facia, hukuk kitaplarına, hukuk sinavlarına girmeli, cezalandırma sisteminin eksikleri gedikleri su yüzüne çıkarılmalı.

Siyasi İletişim kitaplarında yer almalı mesela. O sırada siyasilerin iletişim teknikleri, yöntemleri irdelenmeli, vatandaşak atılan tekmenin nasıl bir iletişime yer açtığı anlatılmalı.

Şirket yöneticilerilne anlatılmalı mesela. İletişim biriminin, vatandaşın bilgilendirilmesinin önemine dair bir örnek olmalı.

Eğer Soma ve diğer facialarda ve katliamlarda bunun gibi işler yapılırsa, insanlar bundan ders alabilir ve hataları aza indirmeye çalışırlar. Eğer bunlar yapılabilirse, ölenle ölünmez ama kalanların yüreğine az da olsa su serpmiş olabiliriz.

Bunlar yapılmazsa, benzer facialar ve katliamlar kaçınılmaz olur!.

Bakın etrafınıza, bakın olanlara, daha iyi anlarsınız.

Özetle, zamanla affetmek hem bireylere hem de toplumlara yapılan en büyük kötülüktür.

Zamanla affetmeyin.

Zaman yaşlandırır ama affettirmez!

 

 

Post Navigation